Dijital Dönüşüm, Endüstri 4.0 ve Yapay Zekâ gibi yeni nesil yaklaşımlar, kurumlar için “ete kemiğe büründürülmeyi” bekleyen kavramlar. Peki, bu dönüşüm nasıl gerçekleşir? Bu konuda rehber olabileceğine inandığım ve zihinlerdeki sorulara yanıt sunabilecek bir pratiği sizlerle paylaşmak isterim.
Ete Kemiğe Bürünmüş Mü?
“Ete kemiğe büründürmek” deyimini hep sevmişimdir; daha somut sonuçlara ulaşma çabamda sıkça başvurduğum bir ifade. Merak ettim baktım, TDK, bunu “canlandırma” olarak tanımlıyor. Aslında, aklımızdaki kavramları daha gerçeğe yaklaştırmak adına “canlı” hale getirme isteğini anlatıyor.
Geçenlerde katıldığım global bir etkinlikte gündem, son dönemin en popüler konusu olan Generative AI (GenAI) ve bunun organizasyonlardaki etkisiydi. İlginç bir veri paylaşıldı: 2023-24, firmalar için AI’ın deneysel (experimentation) dönemini temsil ederken, 2025-26’nın benimseme (adoption) dönemi olması bekleniyor. Bugün organizasyonlarda oluşturulan 37 GenAI POC’den (Proof of Concept) yalnızca 5’i bir sonraki aşamaya geçebilmiş. Üstelik bu devam eden projelerin sadece %68’i başarılı olmuş. Bu oranlar bize daha iyi canlandırma ihtiyacını açıkça gösteriyor. Belli ki firmalar, önümüzdeki dönemde GenAI projelerini ete kemiğe büründürmek için daha somut çıktılar arayacaklar ve bu oranları iyileştirme çabalarını sıkça göreceğiz.
Bu durumu sadece GenAI ile sınırlı düşünmek hata olur. Dijital Dönüşüm ve Endüstri 4.0 kavramları da “canlandırmaya” ihtiyaç duyan diğer büyük başlıklar.
Dijital dönüşüm, kurum içinde işbirlikçi, bütüncül ve kültürel yaklaşımları birleştirmesiyle,
Endüstri 4.0 ise IoT, AI, GenAI gibi yeni nesil teknolojileri üretim süreçleri ve verileriyle harmanlayarak geleceği şekillendirme vaadiyle bizleri heyecanlandırıyor.
Eminim bu konuları takip ediyor, etkinliklerde ilham doluyoruz. Ama iş yerine döndüğümüzde…\ Üretim sahasına bir iniyoruz,
Hangi iş emri hangi istasyonda yapılacak bilgisine erişemeyişimiz,
Duruşlar ve bakım kayıtlarının hâlâ kâğıt üzerinde olduğu gerçeği
Sınırlı tahminleme yeteneklerimiz ile kararlarımızın doğruluğu konusundaki tereddütlerimiz…
Hepsi olduğu gibi duruyor.
İşte tam bu noktada, bu kavramların “ete kemiğe bürünmüş” hallerini aramaya başlıyoruz.
Dünyada bu sorunları yaşayan tek biz olamayız. Peki kim, nasıl çözmüş?
Bu çözüm kaça mal olmuş? Üst yönetim, ödenene değer bulmuş mu?
Gerçekten çalışıyor mu yoksa bir POC olarak mı kalmış?
Neyin nasıl iyileştirildiğini gösteren somut örnekler var mı?
Bu sorular ve daha fazlasının aklımıza gelmesi doğal. Ama yanıtlar?
Bu sorulara kendi deneyimlerimizden yola çıkarak geliştirdiğimiz bir pratikle yanıt aramaya çalışıyoruz.
Jenerikten Özgüne Yolculuk: Hadi Birlikte Mutfağa!
Kullanım senaryoları, ya da nam-ı diğer “use case’ler”, karmaşık konuları anlamamızda en büyük yardımcılarımız. Danışmanlık firmaları, çözüm sağlayıcılar veya entegratörler olarak, bir sürece başlarken genelde şu şekilde ilerliyoruz: Önce bir toplantı düzenliyoruz, firmamızı ve yetkinliklerimizi tanıtıyoruz, ardından sunumlarımız üzerinden geçmiş deneyimlerimize dayanan kullanım senaryolarını paylaşıyoruz.
Firmaların değerli yöneticileri ise çoğunlukla, etkinliklerden veya diğer paydaşlardan daha önce sıkça duydukları konseptlerle karşılaşıyorlar ve bu esnada bizim farkımızın ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Bu iletişim yöntemi elbette işe yarıyor ve fayda sağlıyor.
Ama bir adım öteye gitmek isterseniz… Eğer bu konuları firmanıza özgü bir bakış açısıyla ele almak, jenerik kullanım senaryolarını “firmaya özgü ağrı noktalarına çözüm bulan senaryolara” dönüştürmek isterseniz, işte o noktada farklı bir çalışma devreye giriyor.
Bizim sıklıkla uyguladığımız ve oldukça verimli sonuçlar aldığımız bu çalışma şeklinde;
Birbiriyle çalışan farklı departmanlardan paydaşlarla birlikte bir gün geçirip belirli bir çerçevede firmanın hedef metriklerini ve ağrı noktalarını tartışıyoruz. Bu süreç, öncelikle ekipler arasında bir hizalanma sağlıyor:
Bir yanda: Ağrı noktalarının gerçek sahipleri. Diğer yanda: Bu problemlere çözüm üretmesi beklenen teknolojilerin mimarları.
Bir yanda: Zaman ve maliyet kaybına neden olan süreçler. Diğer yanda: bunlara çözüm üretmesi beklenen teknolojiler.
Bir yanda dillere pelesenk olmuş kurgular. Diğer yanda test edilmiş ve faydaları somutlaştırılmış kullanım senaryoları.
Bakmayın bir yanda, diğer yanda dediğime… Her ne kadar başlangıçta taraflar farklı gibi görünse de bir süre sonra tüm ekipler ortak bir noktada buluşuyor. Ortak akıl devreye giriyor ve hep birlikte, somut ve firmaya özgü çözümler üretmeye başlıyoruz.
Sonuç mu?
Sadece firmaya özgü kullanım senaryosu yaratmanın ötesinde faydalar gözlemliyoruz.
Herkes birbirini duymuş ve anlamış oluyor.
Herkes neyin daha önemli olduğu konusunda hem fikir oluyor, öncelikler netleşiyor.
IT ve OT ekipleri başta olmak üzere, tüm taraflar için büyük resim daha görünür hale geliyor.
Ve tabi ki, bu yoğun ve odaklanılmış günün sonunda, ileride üzerine çalışılacak kaliteli tartışma notlarıyla dolu bir bonus paket elde ediyoruz.
Kısacası, jenerikten özgüne geçmek ve “birlikte oluşturmak”, sadece çözüm değil, aynı zamanda ekiplerin uyumunu ve motivasyonunu da beraberinde getiriyor.
Yılın ilk çeyreği bitiyor, önümüzde koca bir yıl var gibi gözükse de zaman çok hızlı ilerliyor.
Herkes daha da yoğunlaşmadan, ete kemiğe büründürme çalışmasını yapmak adına birlikte keşfe çıkmak için iyi bir zaman! Hayal ettiğiniz dönüşümü gerçek kılmak adına bir gününüzü ayırmak hiç fena olmaz, değil mi?
Şimdiden ellerinize sağlık!